Nehirler durmaz, akar ve kavuşur…
Pinhani’nin şarkısında şöyle geçer: “Oysa sen bir nehirsin ve nehirler durmaz, akar; kavuşur bir an önce sevdiğine, asla geç kalmaz.”
Bebeğimin gelmesini beklerken bu sözleri çok düşündüm. Çünkü Gökhan, 41+1’de dünyaya geldi. Şimdiki aklım olsa, beklediğim her günün tadını biraz daha çıkarır, onun zamanına ve kendime güvenmeyi seçerdim. Meğer bebeğim benim için öyle güzel bir gün seçmiş ki… Bayram günü doğdu. Hastane sakindi, sağlık çalışanları bütün dikkatlerini bize verebiliyordu ve kimse ziyarete gelmedi. İlk saatlerimizde yalnızca eşim, ben ve bebeğimiz vardık. Tam da istediğim gibi.
Hayatımda hiç bu kadar sarhoş, hiç bu kadar âşık olduğumu hatırlamıyorum. Hani insan ölürken hayatı gözlerinin önünden bir film şeridi gibi geçer derler ya… O şeritte kocaman bir yer, Gökhan’ın dünyaya geldiği ilk ana ait olacak. Göbek bağı hâlâ üzerindeyken, çıplak, ıslak, sıcacık bedeni göğsüme bırakıldığında bana bakan o canlı gözleri… Sanırım insanın hafızası bazı anları yalnızca kaydetmiyor; onları kalbinin bir yerine sonsuza kadar yerleştiriyor.
Elbette her şey hayal ettiğim gibi ilerlemedi. Önce suyum geldi, ardından kasılmalar başladı. Zaman geçtikçe çok istemediğim suni sancıyı kabul ettim. Ama bana iyi gelen yanları da vardı. Eşimin elleriyle yaptığı masajlar, banyoda sıcak suyun altında geçirdiğim zamanlar… Damar yolum olmasına rağmen rahatça hareket edebildim. On sekiz saat sürdü doğumum ama bana bir an gibi geldi. Gözüm bir kez bile saate gitmedi.
Bu süreçte Dilara’nın kulaklarını sık sık çınlattım. Çünkü tam da onun söylediği gibi, çenemi gevşettim, kendimi bıraktım ve teslim oldum. Evet, AAAAAA diye gezdim. Hatta bir ara uyumuşum bile.
Kültürümüzde doğumun ve özellikle doğum sonrasının ne kadar zor olduğuna dair o kadar çok şey anlatılıyor ki… Bazen daha yaşamadan korkmaya başlıyoruz. Ben de doğumdan sonra çok yorulacağımı, başaramayacağımı düşünmüştüm. Oysa meğer burası da çiçekli bir bahçeymiş. Zorlandığım anlar elbette oldu ama güzellikler de en az onlar kadar gerçekti.
Bugün bana yeniden o günü yaşama hakkı verseler, doğumumu başından sonuna kadar bir kez daha yaşamaya razıyım. O günün hormonlarla, aşkla, hayretle dolu sarhoşluğunu gerçekten çok özlüyorum.
Gökhan daha dünyaya gelirken bana çok şey öğretti: Her şeyi kontrol edemeyeceğimi, bazen kendime ve ona güvenmenin yeterli olduğunu… Ve belki de en önemlisini:
Bazı şeyler gecikmez. Bizim beklediğimiz zamandan farklı bir zamanda gerçekleşir.
Bu yazıyı okuyan her gebenin bebeğini sağlıkla kucağına almasını, kendi hikâyesinin içinde güven duyabileceği ve güzel hatırlayacağı anlar bulmasını diliyorum.
Minikler bize daha ilk nefeslerinde bile ne çok şey öğretiyorlar, değil mi? 🤍
Doğuma birlikte hazırlanalım
Online hamile pilatesi, nefes ve doğuma hazırlık dersleri




