Doğumuma sahip çıkmak için her şeyi satın almam ve her şeye sahip olmam şart değilmiş!
Doğum Hikayesi
Doğum Hikayeleri'ne Dön

Doğumuma sahip çıkmak için her şeyi satın almam ve her şeye sahip olmam şart değilmiş!

Diyetisyen Gülşah Kumanova

Diyetisyen Gülşah Kumanova

Danışan hikayesi

14 Ekim 2026 5 dk okuma
Yazıyı Dinle~7 dk

Doğum hikâyelerini okumayı ve yazmayı çok seviyorum. Ama bazen bu hikâyeleri okurken, hayal ettiğimiz doğuma ulaşabilmek için ne kadar çok şeye sahip olmamız gerektiğini düşünüyordum. Özel doktorlar, özel ebeler, doğum havuzları, doulalar, her ayrıntısı önceden planlanmış doğumlar… Bütün bunlar elbette çok güzel imkânlar. Peki ya bunlara erişemiyorsak? Ya daha küçük bir şehirde yaşıyor, sınırlı bir bütçeyle kendi doğum hikâyemizi kurmaya çalışıyorsak?

Benim hikâyem biraz da bunun hikâyesi.

Gökhan bir kamu hastanesinde dünyaya geldi. Doğumum her ayrıntısıyla hayal ettiğim gibi ilerlemedi ama bugün dönüp baktığımda doğumumu çok seviyorum. Çünkü her şeyi kontrol edemesem de kendi kararlarımı verebildiğim, sesimi duyurabildiğim ve doğumuma sahip çıkabildiğim bir alan vardı.

Vajinal doğum hayalimle araştırdım, okudum, eğitimler aldım. Eşim de bir doğum eğitmeninden eğitim aldı ve on sekiz saat boyunca yanımdaydı. Birlikte hazırlandık. Doğum hikâyeleri okudum, kendi doğumumu hayal ettim, hatta zihnimde defalarca yaşadım.

Örneğin hep önce kasılmalarımın başlayacağını düşünmüştüm. Oysa önce suyum geldi! Ama ben o anı da çok sevdim. Sularımın geldiğini fark ettiğimde inanılmaz mutluydum. Türkçe pop şarkıları açıp duşa girdim. Çünkü artık doğum başlamıştı. Bebeğime kavuşmaya bir adım daha yaklaşmıştım. Suyun mu önce geleceği, kasılmaların mı başlayacağı artık o kadar önemli değildi. Sonunda başlamıştı.

Hastanede sıcak suyun altında bolca vakit geçirdim.

Bir doğum havuzum yoktu ama duşum vardı.

Eşim elleriyle belime masaj yaptı, ben de o an bana iyi gelen şeylere tutundum. Sık sık vajinal muayene olmak istemediğimi söyledim ve bu isteğime saygı gösterildi.

Bir ara açılmamın ilerlediğini hissettim ve ebeye beni muayene edip edemeyeceğini sordum. Üç santimetreden sonra yedi santimetreye geldiğimi öğrendim. Her santimetreyi ayrı ayrı beklemek zorunda kalmamıştım.

Elbette her şey istediğim gibi olmadı. Zaman ilerlediğinde gebeyken korktuğum suni sancıyı kabul ettim. Özel bir doktorum yoktu; doğumumu daha önce hiç tanımadığım bir doktorla gerçekleştirdim. Üstelik mesai değişti, ebeler değişti. Yeni ekiple tanıştım. Doğum boyunca başından beri yanımda olan, beni çok iyi tanıyan bir ekiple ilerlemek isterdim. Bu da benim için güzel bir imkân olurdu. Ama değişen koşullara da uyum sağlayabildim.

Bir ara çatı muayenesinden sonra sezaryen ihtimalinden söz edildi. Benim için önemli bir andı. İlk doğumumdu ve vajinal doğumu denemek, sonuna kadar ilerlemek istiyordum. Riskleri ve olabilecekleri anladığımı, kararımın bu yönde olduğunu söyledim. Sağlık ekibimle konuştum, süreci birlikte değerlendirdik ve doğumuma devam ettim.

Doktorumun kırk iki haftaya kadar bekleyebileceğimizi söylediği dönemde de içim rahattı. Sık sık NST’ye girmek zaman zaman canımı sıksa da bunun gerekli bir takip olduğunu biliyordum. Sonunda Gökhan’ı vajinal yolla dünyaya getirdim.

Doğum sırasında elini tuttuğum doktoru ilk kez o gün görmüştüm. Ama o an benim için yabancı biri değildi. Elimi tuttu, bana iyi olduğumu söyledi, benimle birlikte o anın içinde kaldı. Bazen insanın ihtiyacı olan şey, uzun zamandır tanıdığı birinin yanında olması değil; o anda kendisini gören, duyan ve destekleyen birinin varlığı oluyor.

Ve sonra Gökhan geldi.

Islak, sıcacık bedeniyle göğsüme bırakıldı. İlk temasımızı yaşadık ve doğumdan hemen sonra emzirmeye başladım. O an, bütün hazırlıklarımın, bekleyişimin, on sekiz saatin ve kontrol edemediğim her şeyin ötesinde bir yerdeydim.

Doğumdan önce vajinal doğum ihtimalimi artırabilmek için özel sektörde de bir süre takip almıştım. Orada bana söylenen bazı sınırları aştım; bebeğimin tahmini kilosuyla, gebelik haftasıyla ilgili konuşulanları geride bıraktım. Bir noktada, sanki sezaryen benim için tek ihtimalmiş gibi hissetmeye başlamıştım. Sonra anladım ki benim hikâyem henüz bitmemişti. Elbette her gebeliğin ve her doğumun koşulları farklı; benim deneyimim herkese aynı sonucu vaat etmiyor. Ama benim için başka bir yolun da mümkün olduğunu görmek çok kıymetliydi.

Bugün geriye dönüp baktığımda şunu düşünüyorum: Keşke doğumun nasıl gerçekleşeceğini belirleyen tek şeyin hastanenin adı, ayrılan bütçe ya da sahip olduğumuz imkânlar olmadığını daha erken bilseydim. Bunlar elbette fark yaratabilir. İyi bir ekip, saygılı iletişim, bilgilendirilmiş kararlar ve güvenli bakım çok önemli. Ama doğum yapacağımız yeri ve bütün koşulları seçemediğimizde de kendimize ait bir hikâye yaşayabiliriz.

Benim doğumum kusursuz bir plana uymadı. Ama benimdi.

İçinde hazırlığım, kararlarım, vazgeçtiklerim, kabul ettiklerim, eşimin elleri, sıcak su, Türkçe pop şarkıları ve hiç tanımadığım insanların bana uzattığı destek vardı.

Ve en sonunda, göğsümde Gökhan.

Doğumuma sahip çıkmak için her şeye sahip olmam gerekmiyormuş. Bazen ihtiyacımız olan şey, elimizdeki imkânları bilmek, sorularımızı sorabilmek, kararlarımıza katılabilmek ve kendimize güvenmek için gereken desteği bulmakmış.

Benim hikâyem böyle. Umarım kendi doğumuna hazırlanan birine, hayalindeki her koşula sahip olmasa da hikâyesinin değerli olacağını hatırlatır.

Dilara Kuruçay · Hamile Pilatesi & Nefes Eğitmeni

Doğuma birlikte hazırlanalım

Online hamile pilatesi, nefes ve doğuma hazırlık dersleri

Paylaş:

Bu yazıyı okudunuz mu?

Sizi ilgilendirebilecek diğer yazılar